9 Haziran 2007 Cumartesi


Dün sezonun ilk karpuzunu yedim.
Biraz önce de bir sivrisinek tarafından ısırılıdm...


Karbuz, en sevdiğim meyvedir.
Sivrisinek ise hiç hazetmemekle birlikte, döngü içindeki yerine saygı duyarım.


Benim için "yaz" somut olarak başlamış bulunuyor.
hadi bakalım..


7 Haziran 2007 Perşembe

yandaş arıyorum

ben bişeyi benimsedim mi, kolay vazgeçemeyenlerdenim. bi nevi saplantılı durumu bendekii...
işte terminator serisi bunlardan biri....
Terminator-II'den bahsedicem dedim ama aslında konu ben ve film izleme modum...

john connor ve duygudan yoksun androitimiz birbirlerini tanıma aşmasındadırlar...

T: insanlar neden ağlar
J: işte bilirsin biyerin acır falan
T: tamam onu anlıyorum ama biyeriniz acımadan yada kanamdan da ağlayabiliyorusunuz, neden?
J: işte üzülürsün, içinden gelir (der ama tam ifade edemez-konu havada kalır)

.... ve filmin finali;

kötü kahraman alt edilmiş, dünya kurtarılmıştır, artık herşey çok güzel olacaktır... john,terminator ve sarah(john connor'ın annesi/ki hayranım karaktere;) artık mutlu mesut yaşacaklardır.. ama john'un hayallerini yıkan an gelir ve terminator kendini de imha etmesi gerektiğini çünkü onda da bir tane chip olduunu ve bununda tehdit oluşturabileceğini söyler.....

john ağlamaktadır....
terminator "artık neden ağladığınızı anlıyorum" der ayrılırken....
:'(

o an tek ağlayan john değildir, bendeniz de salya sümük böğürerek ağlamaktayımdır, üstelik de yalnızca ilk izleyişimde değill....

işte o zamandan beri, ne zaman "ne tür olduu hiç önemli deel en ufak göz yaşı görmiim bi filmde acayip ağlarım" desem ve karşımdakinin ikna olmamış bakışalrını yakalasam derhal "öyle ki, ben terminator'de ağlamış insanım" die devam ederim :) [dumur]
bi keresinde bi arkadaşım da bana hangisinde peki dedi, ben de 2'de diyince "ah be turshucum en acıklısı da 2. zaten" die dalga geçmişti:)

neyse diyceem oki, kendimi çook yalnız hissediyorum, bu yeryüzünde benden başka birilerinin de terminatoru izlerken ağladığını bilmeye ihtiyacım war.. :'(


6 Haziran 2007 Çarşamba

organik tarımla uğraşmaya karar verdim!!


bir bilgisayar insanı hep mi en sıkışık olduğu anda yarı yolda bırakır...
hayır güzel kardeşim, ne zaman ki iki ayağım bi pabuçta bişey yetiştirmeye çalışıyo olsam, hep ama hepp, bu (sözümona ileri teknoloji şeysii) makina (bildiin makina/mekanik bişi yane) bana bi puştluk yapar.. istisnasızz...

bugün yaşadıım sinir harbini anlatamam, mide kasılması mı dersin, kolumun uyuşması mı, bi ara kalp krizi geçircem zannetim... tezimi danışamnıma vericem ve zaten 5 hafta kadar aşmışım süreyi, adama sabahtam okulda olurum demişim, gel görki öğlen olmuş ben bu hayvanla cebelleşiyorum [tansiyon yükselir giderek..]

hemde butun işkenceyi .iktiriboktan bi word dosyası yapıyoo.. ulan anasını satıım 3 kere kilitlendi hemde kapanmamacasına. sonra save edemeden kiltlendii için yaptıın şeyleri tekrar yap!! kurtaramadım da dosyayı. alt tarafı 2-3 düzeltme yapıp cd'ye yazcamm, yok anacım öldüm bittim..

gözmünün önünden bilgisayarın içinden böyle tortop olup şekil almış bana hareket çeken kablolar, bilimum ıvır-zıvırlar gitmek bilmedi. ulan dedim atıım şunu camdan, sonra dedim saçmalamaa

wallaaa kasten yapıo bu bilgisayarlar bunu.. anlıyolar, kesin sezileri war sende ki telaşı, o 3,5 olayını seziyo ve yapıo puştluğunu...

ben artık kesinlikle insan olarak bir bilgisayardan daha aciz oldumuma inanıyorum. bugun bana nanik yapan yarın ne yapmazzz...

not: T4 geliyor....[bir sonraki postum T2 ile ilgili olcak]

5 Haziran 2007 Salı

kimbilir

tuhaf olan dış dünyamıdır, yoksa senmisindir??

4 Haziran 2007 Pazartesi

Yurdum Teyzesi


waktinde birinden duyduğum bir olayı hatırladım ve yine çoook güldüm:)




.... buyrun



annesiyle birlikte markete giden kız, oflaya poflaya alışverişi tamanlar ve birlikte kasaya gelirler. aldıkları ürünelri birer birer banttan geçirirken anne birden çığlık atar:
- aa kızım şey alıcaktık şey... Mr. Spak!!


kızının, kasiyerin ve sırada bekleyen insanların şaşkın bakışlarını farkeden anne:


- ayy yok Mr. Spak almıycaktık, masturbasyon alcaktık. unuttuk bak görüyomusun?? die haykırır ......


ve sessizlik..................

kız başı önde, yüzü kıpkırmızı temizlik reyonuna ilerler ... :D

2 Haziran 2007 Cumartesi

inci; çok işlevli bir süs bitkisi

çok işlevli diyorum çünkü, benim çocukluğumda
inci çalısının çiçekleri (aslında meyveleri) bizim oyun malzememizdi, her ne kadar anneannemin bahçesinin nadide parçalarından biri de olsa. çiçeklenmesini dört gözle beklerdik walla.. misket oynardık, baş ve işaret parmakları arasında ezmek suretiyle birbirimizin gözüne sıkardır [birbirimizden kasıt, çoluk çocuk/oldukça suludur walla]
ayrıca adını da hakeden bir görüntüsü vardır..
canımbeniimmmm
bide pembesi wardır
Not: bide siyah inci war ki bilen bilir ama konumuzla alaksı yok tabii :)

çiçeklendim

bitkiler ölmeden önce zamanlı zamansız son bi defa çiçeklenirler ama ne çiçeklenme.. ömürleri boyunca ilk defa bu kadar çok çiçek verirler...
melocuum her sınav öncesi bu tabiri kullanırdı [çiçeklendim]... insanda böyle gereksiz bi neşe oluyo, anlam veremediği. bu durumun hep bi tür savunma mekanızması olduunu düşünmüşümdür..
gereksiz bir huzur var içimde.. ulan bi dünya işim var nefes alaya vaktim yok anasını satıım, gel gör ki bende bir enerji bi huzur bi gevreklik....





not: vaktinde, şu anda kim hatırlayamadıım bi gitaristten, bir gitar telinin en güzel sesi kopmasına yakın verdiğini duymuştum... sanki taşlar yerine oturuyo??

30 Mayıs 2007 Çarşamba

tez, tez bitsin artık....


benden başka hangi manyak yüksek lisans tez konusu olarak mezarlıkları çalışır [ben 3-4 tane tanıyorum aslında]...
.
neyse, çalışma alanım olan Karacaahmet Mezarlığı' nda [saygıda kusur etmiyorum farkettiniz üzre, baş harfler büyük kesme işareti desen en afillisinden] fotoğraf çekmek için bulunduum bir zaman gözüme takılan bir kareyi taşımak istedim. yorum yapmıycam...
.
ben bu yazıyı esas "bu tez bitmek zorunda" demek için yazıyorum. nihayete erdirmek amacındayım, ptesi hocamla konuşcam, 10 gün gibi bir süre sonrada da jüriye giricem.. haydi hayırlısı :)
.
saçmalıyorum sanırım, olur böyle şeyler mazur görün..

29 Mayıs 2007 Salı

artık algılayamıyorum



günler akıyor,
[araya sıkıştım]
zaman sabit...




zaman, kişiden kişiye göre değişebilen bir algıdır...

27 Mayıs 2007 Pazar

sevilen bi kulmuşum...

... ki eşşeimi önce kaybettim sonra buldum

bir iyi haber daha






koseri iptal oldu, gelmiyo die kahrolduum grup AIR , 24 temmuzda bizimle..

ustelik de babylon gibi dapdaracık bi mekan yerine onlara yakışır bi mekanda Kuruçeşme Arena'da.. hoş orasıda pek ahımşahım bir yer diil ama, en azından geniş anacım

not: hala link verememekteyim, artık gerizekalı olduğumu düşünücem, yada bi ayrıntıyı kaçırıyorum.. neyse detayları öğrenmek isteyenler biletix'e bakabilir...

EDIT: Bu yazıda bi cenabetlik var, kesinlikle link veremiyorum... "nerde yanlış yaptıımı anladım du bi yazıyı düzeltiim" dediim arkadaşlarada mahçup oldum şimdi, neyse kusura bakmayın artık :))

26 Mayıs 2007 Cumartesi

Alice's Adventures in Wonderland


Yıllar önce duyduğumda dumur olduğum bişeyi sizinle paylaşmak isterim.....
Çocukluğumun hikaye kahramanı Alice, meğerse hikaye kahramanı değilmiiş, gerçekmiş!!
Buda kedisinin 1859 yılında 11 yaşındayken Alice Harikalar Diyarında'nın yazarı , aynı zamanda matematikçi, aynı zamanda din adamı ve yine aynı zamanda fotoğrafcı olan Lewis Carroll tarafından çekilmiş fotoğrafı...
not: yine link veremiyomm... çıldırıciimmmm.. imdat!!

24 Mayıs 2007 Perşembe

[.......]



köşeliyim, sertim, sivriyim....



sanırım köşelerimi biraz yuvarlatmam gerekiyor.. belki de biraz yuvarlanmam gerekiyor ki köşelerim törpülensin, nasır tutsun??

21 Mayıs 2007 Pazartesi

neredeyse 6 senedir görmediğim insanlar [insanlar diyebiliyorum bilmem kaç senelik arkadaşlarımı tanımlamak için... şimdi farkettim] vardı dün akşam yanımda [yada ben onların yanındaydım] ...

hemen herkesde dikkatimi çeken şey, gözlerin kenarlarındaki çizgiler....
bu çizgilerden mi yoksa geçen zamandan mı kaynaklanıyor bakışlardaki yabancılaşma onu çözemedim. sadece bakabildim insanlara, kenarları çizgili gözlerimle..



17 Mayıs 2007 Perşembe

yorulmuşum bee..

herşeyden o kadar sıkılıyorum ki, şuraya bişeyler yazıım/ekiliim diorum onu bile yapmıorum, sayfayı kapatıorum.. bugun tam bişey yazasım tuttu modemin azizliine uğradım~sinir oldum....
biraz geçmişte dolandım unuttuum bi anı yakaladım ve beraberimde getirdim..
bu fotoyu ilk gördüümde 5. sınıftaki halim gelmişti aklıma. bugun bu footyu gördüümde ise hem bu fotonun çekildii an hemde 5. sınıftaki halim geldi aklıma :)

sanırım saçımı kestirceem... efet efet kestircem..










12 Mayıs 2007 Cumartesi

sevinsem mi üzülsem mi bilemedim...

bir iyi haber........kesinleşti





















bir kötü haber.... iptal edildi........ ben bittim been... walla çok koydu







9 Mayıs 2007 Çarşamba

...."Isaret ederken birine, 3 parmagimiz kendimize donuk duruyor"


hediciim, izninle başlığını kullanıyorum... saol anımsattığın için....


benim çocukluğumda çarşıya çıkılırdı. minibüsten iner inmez bi simitçi bulunur, simitleri yerken de vitrin bakılırdı..
annenin arasıra çocuk için tuvalet bulması gerekirdi, bazen de çocuğu kucağında taşıması.. ama yine de huysuzluk yapmazdı çocuk...
çok talihsiz bir gün olması gerekirdi ki baloncu görülmesin..
benim çocukluğumda balon satan insanlar vardı sokaklarda. uzunca bi sopanın etrafına bağlanmış uçan balonlarla ordan oraya gezerlerdi. hepbir aradayken ucan balonlar, çook büyük bir üzüm salkımına benzerlerdi gökyüzünde salınan. o salkımın hepsini isterdi çocuk, ama payına yalızca 1 tane düşerdi.
uçan balon anne tarafından çocuğun el bileğine dikkatlice bağlanır, ucuna bide fiyonk atılırdı. çocuk annesine sıkı sıkı tembihlerdi sağlam düğüm atmasını, korkardı çünkü balonun kaçmasından..
bileğinde rengarenk balonu, dans ederek giderdi eve.. eve gidip de bir an önce balonun serbest bırakmak isterdi. sadece evin içindeyken korkamadan oynayabilirdi balonuyla.. ama bunu hiç başaramazdı. mahalleye girer, sokakta oynayan arkadaşalrını görür ve hep beraber başlarlardı balonla oynamaya ama balonun ipini hep sağlam tutmak koşoluyla..

.

.

.......oyunun en keyiflendiği yerinde balon birinin elinden kurtuluverirdi...

daha yeni başlamışlardı oysa,
hevesini alamamıştı bile...






çocuk geç anladı.. uçan balonların kendilerini ortaya çok az koyduklarını ve teslim olmadan kaçtıklarını...





6 Mayıs 2007 Pazar

renk mi??.....

hay hay.....

nekadar zaman oldu bu renkleri görmeyeli..

5 Mayıs 2007 Cumartesi

uç uca...

..ekliyorum.

.

.

.

"zaman bazen çok hızlı, bazen çok yavaş"

3 Mayıs 2007 Perşembe

aralıksız...


....uyuyorum/kaçıyorum..

1 Mayıs 2007 Salı

ışıksız..

...bir ortam heryerde karanlık diye bilinir.
bunun ölçülebilir bi durum olmadığı GÜN gibi aşikardır.
yani karanlık hep aynı karanlıktır, onu değiştiren şey ise IŞIK KAYNAĞI.
not: gunluk ruh hali.. sanırım bi müddet s/b takılcam...