:D etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
:D etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2008 Pazartesi

... Teyyare

Vaktiyle duyduğum bir olayı yazmıştım...

Kürşatcan'la birkaç gündür süregelen bir mailleşme sonucunda kendisi üslübüma takıldı. Yok efendim yakışıyomuymuş, bilmem ne ;)
Neyse, ben de bu sayede vaktiyle duyduğum başka bir olayı hatırladım, bunu da sizlerle paylaşayım istedim..
.
Efendim olay Bursa Otagarı'nda geçiyor ki, muhtemelen oranın da spesifik bi ismi vardır BUŞTİ falan gibi ???
.
Eşini İstanbul'a yolcu edecek Türk erkeği, daha önceden ayırttığı otobüs biletini almak üzre seyahat firmasının satış noktasına geldiğinde aslında öyle bir rezarvasyon işlemi yapılmadığını öğrenir.
.
Adam ısrar eder; ayırttırdım diye, satıcı ısrar eder; beyfendi yok böyle bişey, olsa burda yazardı diye. Tahmin edileceği üzre olay büyür muavinler, şoförler ve adam ahalinin huzurunda tartışmaya başlarlar.
.
Nihayetinde bizim adam gözünü kan bürümüş bi şekilde;
-Bu karıyı alıp İstanbul'a götüreceksiniz, hem de .ike .ike !!!!! derrr....
.
.
Kadın;
- :X
Şoför;
- :) hay hay
Adam;
- ???? [tıısss...] ............

11 Aralık 2007 Salı

İnsan Özlüyo Canıım..


Örgü diyince aklıma geldi,
.

Hey gidi eski günler...

20 Ekim 2007 Cumartesi

Hay Allaahh Yine Sobelendim :)


Tanıştığım gün bana beni çok sevdiğini söyleyen en nadir insanlardan biri olan Sevgili Evrenciğim [Yanlış anlaşımasın, aslında herkes benimle tanıştığında beni çoook sever ama nadir bir kısmı hemencecik beni sevdiğini söyler... hmmm zaten sanırım yalnızca Evren söyledi] eksik olmasın beni sobelemiş ve en doğal fotoğraflarımdan bir demet sunarsam çok bahtiyar olacağını dile getirmiş.



Ben de tabiiki, çok değer verdiğim bir jonglör olan Evrenciğimin bu ricasını geri çevirmedim ve yukarıda görmüş olduğunuz, nasıl oldu da bu hale geldiğimi bir türlü anlayamadğım fotoğrafımı koydum. Ama sanırım hiçbiriniz bu satırları okumuyorsunuzdur.. Olsun ben yine de devam ediyim ve diyim ki, bu pasa bu lezzette bir fotoğrafla karşılık vermesi gerekenler ZENOCADI, SKÖR ve H2O2..

Hadi bakıyım...



Not 01: Her zamanki gibi linkler yorumda ;)

Not 02: Evrenciğim, o zaman söylememiştim şimdi söyleyim de rahatlayım, o aletin adı TROMBON ;)

4 Ekim 2007 Perşembe

sıradan

saçlarımdaki beyazları kestim.
sol elimle beyaz saçı olabildiğince -neredeyse kopacakmış kadar- gergin tutup, sağ elimdeki makasla beyaz saçı yakalamaya çalışarak "hah ulan doğru yerdeyim" diyip, emin olduktan sonra "kırrt" diye kestim.

bu işlemin tek başına yapıldığını söylemem lazım, tabi nerden bileceksiniz yalnız olduğumu. bunu bilemezsiniz ama aynaya bakarak bu işlemin çok da kolay yapılamayacağını bilebilirsiniz. en azından çocukluk tecrübelerinizden bilirsiniz. ayrıca kesilmek istenen saçın da beyaz olduğun altını çiziyorum. farketiyseniz olay adım adım zorlaşıyor. ee haliyle her beyaz saç karşılıı, 3-4 tane henuz rengi değişmemiş saçı da telef ettim.

keşke kardeşim olsaydı...
ben de bari meyva yiyim dedim..
annem hep "ben getirmesen hiç yemiyosun" der.
2 erik, 1 küçük şeftali yedim 1 tane de elma yiycem daa..
ayy kardeşim yanımda diil bari kedim olsaydı..
ama sanırım eriklerden biri sayasinde şu anda bir tane kurt sahibiyim. yani en azından bir tanesi kesin de dahasını bilemem??
aslında kedim wardı ama ailemin yanına taşınınca annem istemedi ben de kuzenime verdim. o da bi arkaşına verdi. adı Nefes..
bu blogu açtıktan sonra dedim ki "ulan 1 tane post girdim napcam ben şimdi.. aman ara ara fotoğraf eklerim, dursun bi kenarda"..
dün de bi dia gösterimine gittim.
acaba bu posta fotoğraf kosam mı??
yaa bi de daha toparlamm gereken bi iş war, ne zamandır gece çalışmıyodum
yok yaaw koymıycam foto-moto, yazmak eylemini de burda sonlandırıcam...


neyse ki yalnızca 3 tel beyazım warmış :)

2 Ekim 2007 Salı

Mim mi??

Kadim Dostum Skörcüüm,

Pasını görüyorum ve
Arundhati Roy'un "Küçük Şeyerin Tanrısı" adlı kitabının 187. sayfasından,

...Ne Mammachi ne de Bebek Kochomma, Chacko'nun Marksist düşünce tarzıyla feodal libidosunun birbirine ters düştüğünü düşünmüyorlardı...
diyorum...
NOT 01
Pasını ofisteyken gördüm ama bu postu yazmak için eve gelmek istedim ve bütün yol boyunca "ulan inşallah şu kitap en yakınımdaki kitaptır" dedim. malum dağınık bir insanım ne çıkacağını hiç kestiremedim... (şu kitap= Otostopçunun Galaksi Rehberi). Ayy çok da güzel bir cümle çıktı, inanmazsın.. ciddi bir mücadele verdim kendimle ama "dürüstlüğü" seçtim sonunda. bahsettiğim bu güzel cümleyi yazmasını, Silgiden rica ediyorumm (kuralları bozdum biliyorum ama../bi nevi spariş yazı:)
NOT 02 -esas not-
Postlarda linkle ilgli bi sorun yaşıyorum. o yüzden linkleri yorum olarak vericem
NOT 03
Pası karşılaması gereken komşular;
İsgambilabi, Ozz ve Hedikedi.. canlarım size güveniyorum :)
*Yolunu kaybedenler için patika...

25 Eylül 2007 Salı

ben artık ÖYLEyim


ayy bir gün batımı keyfi yapmışım, artık her gün orda batsın istiyorum



  • bir insan düşünün, çantasının cep telefonu gözünde acıkma ihtimaline karşı haşlanmış yumurta taşısın...


konuşmadığı zaman mutsuz olan bir rehberle tanıştık (taam bee, sırf gözlerinin hatrna koydum fotoyu)


ne dediği kesinlikle anlaşılmayan 3,5 yaşında bir velet "baccaklarrra bak!! baccaklarrra bak!!" şeklinde konuşmayı söktü:)



  • başka bir insan dünüşün, haşlanmış yumurtaya "bu artık evcil bir hayvan, hhmm.. mesala fare" desin..


canlarım...


  • daha başka bir insan düşünün, arkadaşının faresinin üstüne oturmak suretiyle ölüme sebebiyet versin ve bu yüzden vicdan yapıp arkadaşına yeni bir haşlanmış yumurta hediye etsin...

hahaa..

15 Ağustos 2007 Çarşamba

Şurdan Burdan



çocukken meclis [bildiin TBMM] manzaralı bir evimiz wardı.her 23 nisan benim için şenlik olurdu. yanlış anlaşoılmasın çocuum ve çocuk bayramı die diil, meclissin açılışını kutlamak amaçlı havai fişek gösterisi olurdu akşamları ve ben de heycanlı bi çocuk olarak büyük bi hayranlıkla izlerdim havai çiçeklerimi...



hala çocuksu bir çoşkuyla, suratımda böyle hafif gevremiş bi ifadeyle izlerimm...
geçen hafta köprünün 110 km hızla geçilebileceği kadar geç, herhangi bir organizasyonun [düün-dernek gibi] bitiş saati olabilecek kadar erken bi saatte girdim köprüye..
... ve inanılmaz bir gösteri başladı, yıllardır hep aynı sıradan fişekleri görmüş vede biraz sıkılmışım sanırım ki direk olaya bağlandım. ben artık araba kullann bir sürücü değil, kaykık ağızlı, salyalı bir maldım...
... frene öyle bi koymuşum ki, çıkan o acı ses fişeklerin gümbürtüsünü bastırdı gibi geldi o an bana. şöyle hafiften bi direksiyon hakimiyetimi kaybederek ufaktan sağ-sol yaptım, etrafımdan arabalar geçiyo bu arada. öndeki arabayla tampon tampona geldim. ben yapabileceğimi yapmıştım, bu kazanın olmaması için başka bir etmene ihiyaç wardı, o da öncekinin ilermesiymiş. neyse adam hızlandı da ardaki mesafe böylelikle açılmış oldu. ...
ohh yarabbim çok şükür arabaya çarmamıştım, üstelik hala havai fişeklerim wardı, tekrar iizlemeye devam edebilirdim:) sanırım öndeki insanda gösteriyi izliyodu tekrar yavaşladı ama ben sol şeritte gayet hızlı olan seyrime devam etmekteydim.....
bu seferki fren sesi, bi öncekinden daha acıydı... öyleki, daha önce pek çok sefer ABS devreye girmişti ama bu sefer ABS devreye girmesiyle birlikte dörtlüler yandı. inanamadım yaaa, hiç bilmiyodum böyle bi özelliğin olduğunu çok yaratıcı, çok zekice. bunu düşünebilen insanı burdan tebrik ediyorum, aferim lan sana:)
haa bişey olmadı canım yine çarpmadım arabaya, ama feci tırstım. dedim ki ben paşa paşa sağ şeride geçiğim, izlemeye ve yolculuğuma ordan devam ediyim. yaklaşık 40km hızla ileryeyen bir konvoy şeklinde devam ettik yolumuza ben ve havai çiçek sever araba kullanan büsürü mal...
köprü herzamankinden daha uzundu o gece..

4 Ağustos 2007 Cumartesi

Annemle konuştum da, aklıma geldi...

- Sıkıcan iyidir çabuk çıkmazz
- BÖÖööü.. yapma annee yaa, ben sana sıkıntıdan patlıycam diorum, sen beni yersiz tesellilerle geriyosun durduk yere..
- HMMmm o zamaann.. sıkılanı kocaya verirler.. HahaHaaayytt [anne kahkası]
- Annee beee...
- "Bee" deme çok ayıp!!

Ayy bütün çocukluğum ve ergenlik dönemim boyunca ne zaman anneme "ölcem şimdi sıkıntıdan" desem aldıığım sinir bozucu cevaplardı bunlar...

Bu dialoğun konusuyla hiç alakası olmayan başka bir sinir bozucu cevap var ki, aynen şöyle gelişir..

- Annee canım çok feci tatlı çekiyoor :) [en şirin ifademle]
- Recel ye!!
- :S.. [bu da sanki bok yalamışım gibi bir ifade]

işte bu benim 1 numaralı sinir olduğum şeydir... Oyy oyy



Canım tombiğim acayip güsel revani yapar bu arada, bak ne zamandır yapmadı..

Not: keşke annem kocaya verme mevzusunu açtığında es geçmeseymişim :P ..

Esas NOT: Ölmek üzereyim sıkıntıdan, öyleki çığlık atmak istiyorum, koşarak uzaklaşmak istiyorum, böğürmek istiyorum.. ama ofis ortamı olmuyo işte..

2 Ağustos 2007 Perşembe

Saçma Uğraşılar

Son günler hep birbirinin aynısı, aynısı, aynısı, aynısı, aynısı, aynısı, aynısı, aynısı, aynısı, aynısı, aynısı, aynısı,
aynı......
Bu sabah bi deney yaptım [deney demek pek bilimsel oldu yaw, test diyelim]
"Filli havlular gerçektende okadar emicimi??"
hmmm...
Eminin pek çoğunuz zaten bununla ilgli biriki şey denemiştir. Hepimiz biliyoruz ki gerçekten emici şeler çok da fazla irdelemeye gerek yok...
Ama birden bu kağıt havlunun emiciliğini gözümle görmenin bana yetmediğini, hissetmek istediğimi farettim ve bu istek beni bu testi yapmaya teşvik etti..
... Ağızda bi dünya tükürük biriktirilip dil üstünde toplanır, sonra kağıt havlu tortop yapılıp, dile yapıştırılır.... İşlem sonunda, ya tat alma duyumu kaybettiysem die tırstım. Neyse ki bişi olmamış :)
Şimdi siz bana,
-Kızım nerdeyse 28 yaşındasın, nie böyle gerizekalı işler peşindesin?? diyecek olursanız,
Ben de size,
-Çok sıkılıyorum be paşam!! derim...

26 Haziran 2007 Salı

Dreamcatcher ve Babam


Dreamcatcher diye bi film vardır, Stephen King romanı uyarlaması. hiiiç sevmem.

gereksiz gerginlik yaratan, konu itibariyle bünyesinde her bi boku ihtiva eden [uzaylısından tut, amerikan ordusuna, psikopat askerlere, karantina bölgesine, doğa üstü güçlere.. yok yok anasını satiim] bir filmdir.


dün akşam bi kanalda gösterimdeydi. babam takılmış filme ama bazı noktaları kaçırdığı için benden rehberlik yapmamı istedi. abi zaten sevmiyorum filmi, bi de üstüne geriliyorum. neyse...


yukarıda gördüğünüz fotoğraftaki kapşonlu amcanın [ki adı rick sanırım] tuvalette sıçtığı [sıçtığı diyorum ama adam içindeki yaratığı çıkartıyodur. aslında adam bunu bilinçli yapmamaktadır, o sıçıyorum zannediyor] sahnede, babam bi karmaşa yaşadı, böyle bi anladı anlamadı gibi oldu veee.... "ne yani bu adam, bu yaratığı mı doğurdu??" dedi. evet "doğurdu" dedi..

ben de:

"wallaa babişko, bu durum için doğurdu değil de şıçtı desek daha doğru olur heralde ehehehehe :D"

diyemedim ahhh diyemedimmm...

21 Haziran 2007 Perşembe

rapor



  • ve yine işteyimmm :)
  • pek vaktim yok yine ofisde harcadığım zaman dışında ama burda da zaman iyi geçiyo bee..
  • iş ortamımda çok asabiyimdir ciddiyimdir, ortamalrın gülüyümdür:P
  • pazar günü su içinde ip cambazlığı yaptım, çok kolaymış lan hiç düşmedim mesela..
  • kardeşim geldi sonra [kuzuuumm].. ama onu yalnızca sabah uyurken ve gece uyurken görebiliyorum. uykulu olduu için saçmalıyo biraz, hoş gerçi genelde saçma bi insan :))
  • ve şu hayat hergün yeni şeyler öğretiyo insana... hiç ummazdım ama exel'in de sonu warmışşş.... düşünün yani o kadar çalıştın ki excelin dibine vurdum :D
  • ne güzel yaa insanın bi derdi tasası, düşüncelerini sürekli kemiren kurları olması, ne güsel ne güsellllll...... :)))

7 Haziran 2007 Perşembe

yandaş arıyorum

ben bişeyi benimsedim mi, kolay vazgeçemeyenlerdenim. bi nevi saplantılı durumu bendekii...
işte terminator serisi bunlardan biri....
Terminator-II'den bahsedicem dedim ama aslında konu ben ve film izleme modum...

john connor ve duygudan yoksun androitimiz birbirlerini tanıma aşmasındadırlar...

T: insanlar neden ağlar
J: işte bilirsin biyerin acır falan
T: tamam onu anlıyorum ama biyeriniz acımadan yada kanamdan da ağlayabiliyorusunuz, neden?
J: işte üzülürsün, içinden gelir (der ama tam ifade edemez-konu havada kalır)

.... ve filmin finali;

kötü kahraman alt edilmiş, dünya kurtarılmıştır, artık herşey çok güzel olacaktır... john,terminator ve sarah(john connor'ın annesi/ki hayranım karaktere;) artık mutlu mesut yaşacaklardır.. ama john'un hayallerini yıkan an gelir ve terminator kendini de imha etmesi gerektiğini çünkü onda da bir tane chip olduunu ve bununda tehdit oluşturabileceğini söyler.....

john ağlamaktadır....
terminator "artık neden ağladığınızı anlıyorum" der ayrılırken....
:'(

o an tek ağlayan john değildir, bendeniz de salya sümük böğürerek ağlamaktayımdır, üstelik de yalnızca ilk izleyişimde değill....

işte o zamandan beri, ne zaman "ne tür olduu hiç önemli deel en ufak göz yaşı görmiim bi filmde acayip ağlarım" desem ve karşımdakinin ikna olmamış bakışalrını yakalasam derhal "öyle ki, ben terminator'de ağlamış insanım" die devam ederim :) [dumur]
bi keresinde bi arkadaşım da bana hangisinde peki dedi, ben de 2'de diyince "ah be turshucum en acıklısı da 2. zaten" die dalga geçmişti:)

neyse diyceem oki, kendimi çook yalnız hissediyorum, bu yeryüzünde benden başka birilerinin de terminatoru izlerken ağladığını bilmeye ihtiyacım war.. :'(


4 Haziran 2007 Pazartesi

Yurdum Teyzesi


waktinde birinden duyduğum bir olayı hatırladım ve yine çoook güldüm:)




.... buyrun



annesiyle birlikte markete giden kız, oflaya poflaya alışverişi tamanlar ve birlikte kasaya gelirler. aldıkları ürünelri birer birer banttan geçirirken anne birden çığlık atar:
- aa kızım şey alıcaktık şey... Mr. Spak!!


kızının, kasiyerin ve sırada bekleyen insanların şaşkın bakışlarını farkeden anne:


- ayy yok Mr. Spak almıycaktık, masturbasyon alcaktık. unuttuk bak görüyomusun?? die haykırır ......


ve sessizlik..................

kız başı önde, yüzü kıpkırmızı temizlik reyonuna ilerler ... :D